Türkçeİngilizce

30.06.2016 Okul bitti, n’apcaz şimdi?

Büyükler mübarek Ramazan ayına, çocuklar uzun bir tatile merhaba dedi, şükür kavuşturana.

 

(İnananları oruca, çocukları sokağa ve oyunlara kavuşturana…)

 

Okul bahçeleri, sınıflar, servisler, kalem/silgi/kara tahta çocukları özleyedursun, biz haylazlığa ve mahalle arasına bakalım. Ve elbet rahmetle analım“çocuklara rey veren”N.Cumalı’yı:

 

Ben sabahları severim oldum bittim/ Sabahları, çocukları, bütün başlangıçları…”

 

N'etçez şimdi onca çocuğu, koca bir çocuk ulusu var karşımızda?

 

Üstelik bu Çocuklar Cumhuriyeti hiç kül yutmuyor…

 

Hayat bilgisi dersinde ne öğrettik çocuklara? Bir yılda beş mevsim vardır çocuklar: İlkbahar, yaz, sonbahar, kış bir de tatil mevsimi…

 

"Kim hayır diyor" diyene beş parmak geliyor, ona göre…

 

Öyle olmasa, oğlum hayat bilgisi testinde, ‘ulusça sevindiğimiz günler, aşağıdakilerden hangisidir?’ sorusuna, milli bayramlar olan doğru yanıtı es geçip, “tatil” şıkkını işaretlemezdi. Hâlâ öğretmenin yanlış yanıtı gösterdiğini söyler, koca adam oldu… Demek hâlâ ulusça, ancak tatillerde sevindiğimize inanıyor…

 

Tatil boşa geçirilecek zaman, dalga mevsimi değil ki…

 

Bilmeyen çocukluk edemeyen nicesine baksın, baktığını da görsün. Hatta çocuklarına da anlatsın, anlayacakları ve kaldırabilecekleri kadarıyla.

 

Çalışan çocuk var, hasta çocuk var, mülteci çocuk var, terörün kast ettiği, evsiz, babasız bıraktığı çocuklar var, şehit düşen, kimsesiz, görme engelli, ortopedik ve zihinsel engelli çocuk var.

 

Ama çoğunluk, okula mola veren çocuklar.

 

Diğerlerinin de bu cumhuriyetin özel vatandaşları olduğu unutulmadan, ancak özel üniteli kurumlar ve modellerle tatil eğitimine yöneltilmesi gerekli elbet.

 

Çocuğun bulunduğu kent, oturduğu sokak, ailesinin durumu, arkadaş ve hısım akraba halleri ne yapıp ne yapamayacağının ölçüsü. Bütçe ve kardeşleri de öyle…

 

Kitap okumak desek, gözlerini devirecek hepsi, “ama benim tabletim var” geçecek akıllarından.

 

Gene de denenebilir, ana baba ve kardeşlerinin elinde kitap görüyorsa, o da yapacaktır.

 

Seçeceğiniz kitaplara dikkat edin, ona sizin çocukluğunuzda okuduklarınızı ve hep aynı adları dayatmasanıza, aaa..

 

Bir kitabevine, yahut ikinci el kitap satıcısına uğrayın birlikte, dikkatinin açık olduğu saatte, bırakın o gezsin, çocuk kitapları raflarında kitaplara dokunsun, karıştırsın, göz atsın, çok örnekler ve şiddet içeren kitaplar dışında, seçimine başlangıçta karışmasanız da olur.

 

İyi bir kitap kılavuzunuz olsun, bu konuda kimse yoksa çevrenizde, internet üstünden de yayınlanan çocuk kitabı tanıtım dergileri, yayınevi duyuruları da görür. Almanız da gerekmiyor, kütüphaneler var, kütüphane eğitimine ders yılında zaman bulamamıştır, yazın götürün, üye yapın, ayrıca ödünç denen sıcak kucak var, arkadaşla komşu ile kitap takası var. Okuduktan sonra çocuğunuzla kitabı ve yazarını konuşabilirsiniz.

 

Söyleşi, sinema, tiyatro, konser, gezi etkinlikleri, bu konularda söyleşmek ne güzeldir.

 

Yakın uzak çevreden yeni arkadaşlıklar kurabilmesi de öyle...

 

Okul zamanı elinizin değmediği, fırsat bulamadığınız kurumlara, yerlere, kentin kıyı köşesine, kasabanın gözden kaçan yerlerine birlikte gidip, keşfedebilirsiniz. Çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, hastanelerin çocuk servisleri, STK'larının etkinlikleri, yerel yönetimlerin yararlı işlerini görüp seyrederek bile olsa içinde olmak, gazete/dergi idarehaneleri, sinemalar, kitapçılar, üniversite ve liseler, reklam/tasarım firmaları, sanat kursları, radyo ve TV’ler, kentin kıyısı köşesi, eski yapıları, müzeleri, ören yerleri, tüm dinlerin ibadethaneleri, gökbilim merkezleri, seramik, cam, minyatür, heykel atölyeleri, müzik aletleri yapım/onarım yerleri, sanatçıları, ulaşım araçlarının kaptan köşkleri, bir çocuk için bilinmezlikler diyarı değil mi? Sizin için bile ilginç bir deneyim olabilir…

 

Boyalar ve atık gereçlerle resme koyulmak, farklı, bilinmedik, yepyeni bir şey yaratmak…

 

Spor, sokak arası mahalle oyunları oynamak, yüzme, artık yerel yönetimlerin başedilebilir tutara girilen spor merkezleri, havuzları var, hiçbiri olmadı tatil günleri yakındaki deniz, dere, göl var, ebeveyn eşliğinde, arkadaş desteğiyle yüzmeyi öğrenmek, ilerletmek...

 

Dans kursları ve korolara katılmak… Bunları veren gündüz bakımevleri ve etüd merkezlerine yarım gün kaydettirip, arkadaşlarıyla bu eğitimi almasını sağlamak… Sanıldığı kadar yüksek ücret olmayabilir. Bazı kentlerde (sözgelimi İzmir), Tobav’ın halk dansları, klasik dans, çocuk/ilk gençlik çağı enstrüman ve koro çalışmaları, tiyatro kursları olabiliyor (Tobav’ın öbür kentlerinde bu tür etkinlikler olduğundan emin değilim, ama, İzmir’de var. Bir grup oluşturup, halk eğitim öğretmenleri yahut diğer sanat/spor öğretmenlerinden makul bir özel dersi grup üyesi çocuk velileri bölüşerek, kendi yaz sanat sınıfınızı kendiniz yaratabilirsiniz...)

 

Çocukların elinin toprağa değmesini, hayvan sevgisini, yaşlılar ve kendinden büyük çocuklarla hemhal olmasını sağlayabilirsiniz. Bulunduğunuz yerde Huzurevi varsa, hatırlarını sormak için uğrayabilirsiniz.

 

Bahçe yahut balkonda, yerde yahut saksıda ya da farklı yerlerde maydanoz, dereotu, soğan, sarımsak, domates, salatalık, çiçek, kokulu bitkiler (lavanta, fesleğen) sürpriz açan çiçekler (misal, balon çiçeği, aslanağzı, tilki kuyruğu, rozet) ilginç çiçekleri olan bazı bitkiler ekip, gelişmesini, izlemesini sağlayabilirsiniz. İşlenmemiş buğday serpin, azıcık toprağa, hemen filizlenecektir, makas kullanmadan elle kopararak hasat edin, buğday yahut soya filizini, hem çocuğunuz yesin, hem siz, bağışıklığınız güçlenir ve kutsal buğdayla arkadaş olur. Birbirlerinden öğrenecek çok şeyleri var, buğday çocuğa hayatın ve toprağın sırrını fısıldar, çocuk ona oyun oynamayı öğretir belki, neden olmasın?

 

Hanımeli çiçeğinin dibindeki balı emmesini öğretseniz, o bile yeter… Harnubu bilse, o da… Mellengiç’i yahut çiçek tohumlarını ağzına alıp, kargıdan üflemesini öğretin, o ne sevinçtir o…Ağaçları tanıtsanız, o da bir şenlik…

 

Pahalı olmayan oyuncaklara yöneltin, hatta parasız oyuncak üretin… Parmaklarınızla yapılan hünerleri, misal, ip oyununu, gölge oyununu, parmak boyasını, hamur, çamur yoğurmasını gösterin. Yaprak düdük bile yapsanız, kabulüm, ne hoşuna gider çocuğunuzun, yapın ve birlikte çalın… Siz de onun keyf aldığı yeni zaman oyuncaklarını öğrenmeye teşne olun. Var bu yeni zaman çocuklarının da bir yahut bin bildiği, öğrenmek isteyin, coşsun taşsın, size öğretmeye kalksın…

 

Mutfağa sokun çocuklarınızı, tezgah başına geçsin, yıkasın, tehlikesiz olanları ayıklasın, küçük denemelerle elinin tadının farkına varsın.

 

Bahçenin, balkonun, varsa kendi odasının da farkına varsın, istediği değişikliği yapsın, temizlik ve yayıntı toplarken yardım etsin, çiçek sulasın. Vazgeçmeyeceği bir hayvanı olsun. Şarkı söylesin, beraberce söyleyin, birlikte susun, hayal kurmaca oynayın.

 

İlkbaharda, tatilin eli kulağındayken, güller ve dutlar patlamamışken, birkaç tanecik de olsa, ipekböceği bulsanız, besleyip büyütüp, koza örmesini gösterseniz, hatırım için… Dünyayı hep hazırlop, paketlenmiş, koca bir konserve sanmaktan kurtarsanız, çocuğu…

 

Albüm bakın birlikte, varsa öbür çocuklarınız da olsun. Fotoğrafların hikayesini anlatın. Yakıştırma hikayeler uydurun… Sözün büyüsünün ve çoktan seçmeli doğru yanıt değil, yorumlu yanıtın farkına varsın…

 

İlkokuldayken, yani yarım asır önce (şu ömür denen de zaman makinasıyla uçarcasına çabuk geçiyor) hay Allah, neyse işte İzmir Aydoğdu ilkokulundayken, farklı bir öğretmenimiz vardı, rahmetli Fatma Uzel, zaten ne varsa bu farklı biçilmiş öğretmenlerde var, bir defteri kendi emeğimizle fihrist yapmamızı ve tatilin her günü bize ilginç gelen, keyf aldığımız tek bir işi, olayı, sevinci istediğimiz kadarıyla yazma ödevi vermişti. Zaten o defteri harf harf ayırmak, kesmek, epey zaman almıştı, yamuk yumuk da olsa, kendi el emeğimizdi. Her günün şerhini düşüyordum. Bir tür günlüktü ve geleceğe tohum atıyor gibi duyumsuyordum. Tek kelimelik bir adı olacaktı bu günlük yazı ödevinin ve birkaç tümceyi geçmeyecekti, sıkılmayalım diye… El yordamıyla hikaye yazdırıyormuş meğer, bize.

 

O yıl da, şimdi çoğumuzun olduğu gibi, tatil olanağı kıttı, çünkü para kıttı. Kuşadası’nda bir arkadaş evine gittiydik, onlar yaylağa çıkmış, ev bize kalmıştı. Serin taşlığı bahçeye açılan, eski zaman eviydi, yüklükte pamuk yatakların olduğu… Tuvalet ve tulumba bahçedeydi. Evet, bunda bir şey yok, ancak, bahçe belde mezarlığıyla dipdibeydi…

 

Korku? Evet, olmaz mı? Merak? O da alabildiğine… Peki sonrası? Hiiç, o fihristli deftere kurşun kalemle not düştüğüm bugün gibi aklımda, “ölümden korkmasak da olurmuş. Mezarlığa komşu olabilirmişiz. Elimizi yüzümüzü tulumbadan su çekip yıkarken besmele çekeriz, o tarafa bakıp onlara da selam veririz, çok korkarsak da ıslık çalarız, ne yapalım, hayatta herşey olur. Ama, toprağın altındakiler ıslığı duymaz, ıslık çalınca siz korkmazsınız.”

 

Elbet hacet için bahçedeki şeye , ancak gündüz gidersiniz, eh, yiğitlikte olur o kadarcığı…

 

Bütün bunların terör belasının hayatları karartırken yolaçtığı tahribatta, çocuklar için kayıpsız, umutvar, korkusuz günlerde sözkonusu olduğunu unutmadan elbet.

 

Can sağlığında, umut varlığında, güvercinler vurulmadan…

 

Çocukların teröre asker edilmediği, kör günlerde iki kapı arası ölümlerde ziyan edilmediği günlerde…

 

Not:  Zamanlaması manidar Atatürk havalimanı patlaması öncesi yazılan bu yazıyı, terör, silahla tekzip etti... Tatil için havayolunu kullanan ailelerin, çocuklarıyla alandaki ölüm saklambacında kaçışmasını, paniğini, sobelenmesini izledik, ölümlerle kahrolduk. Katledilenlere rahmet, yaralılara sağlık diliyor, terörü lanetliyorum.


Facebook

25/05/2018 Gün Ortalama:73  Bugün 34 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.80.81.223