Türkçeİngilizce

03.04.2016 Kedili kütüphaneden eşekli kütüphaneye

Bir kütüphaneler haftasını daha idrak ettik.

28 Mart - 3 Nisan arası kütüphane haftası, biliyorsunuz.

Her ne kadar en baba kitap yüz bin satıyor ise de, memlekette…

O da nice atraksiyonla, pazarlama tekniğiyle, işporta tezgahıyla.

 

Nüfusa oranlayınca göreceksiniz, ne yetişkin kitapları ne milyonlarca çocuğun gencin varlığına rağmen onlara seslenen kitaplar ne gazeteler ne dergiler, olması gerektiği ölçüde merak ediliyor… Kitap, biz kitapsızlar ülkesinde merak edilmemekle kalmayıp, izlenmiyor, okunmuyor, takas edilmiyor, satın alınmıyor…

 

Bende’niz bu duruma pek alınıyorum, ama, ne yazar? Tavşanın dağa küsmesi, olsa olsa.

İki bine yakın yayıncı var, ders kitabı yayınlayanlar  bunun içinde.

Kitap fuarları bu pazarın olmaz ise olmazı.

Geri dönüşü nedir, onu bilemem, pek parlak olduğu söylenemez.

İlk kitap fuarı İ.Ö.530’da açılmış, Atina’da.

 

Atina, serbest kitap pazarı. Atina kent merkezindeki agorada sehpalara konulmuş papirüs tomarlarından oluşuyormuş, Atina’lıları büyüleyen bu kitap fuarı. Fuardaki papirüsler içinde antikçağ ozanı bizim İzmirli Homeros’un iki destanı İlyada ve Odysseia baştacı.

Dönemin tiranı Peisistratos, ilk kitap pazarını açtıran...

 

Rivayet muhtelif, devlet eliyle ve bilinçle yaygınlaşan kültür konseptinin ilk örneğini Atina’da buluyoruz, diyor, R.Yıldırım(Kartonsan, 2015/1) ve ekliyor, filozof PopperHayat Problem Çözmektir’ adlı kitabında(bu kitabi antik bilgilere ulaşmamızı sağlayan)Cicero’ya dayandırdığı yorumunda, Homeros’un ilk yayımcısı sayabileceğimizPeisistratos’un papirüs gibi gerekli tüm yazı malzemesini ülkeye getirtmiş Homeros’un metnini yazabilecek eğitimli köleleri satın aldırtmış ve benzeri başka katkılar da sunmuş olabileceğini söylüyor.

 

Yıldırım manidar bir yorum yapıyor bu duruma, “bir tirandan gelecek hayrı memnuniyetle karşılayabileceğinize inanmazdınız değil mi?” Haklı…

 

Bu kitap pazarı Atina’da düzenli olarak kurulmuş. Düşünürlerle kitap kurtları aslı kütüphane de olan değerli metinlerin kopyalarını bulmaktan mutluyken, kitabı edinmenin hazzını bilen okurlar yararına başka yayıncılar da çıkmış ortaya, bunu da Cicero’dan öğreniyoruz. Okuma öğrenenler çoğalmış, herkes Homeros’u okumuş, el yazmaları satılmış durmuş.

 

Bu ilk serbest kitap pazarı iki asır sürmüş. Ama burada şairleri ayrı düşünmeliyiz, onların el yazmaları kitap pazarı kurulmadan çok önceden beri varmış. Korinthos ve Thebaipazarları da ilkini izlemiş. Filozof Popper haksız mı, “Demokrasinin kurulmasının, kitap pazarı icadından çok yakından etkilenmiş olan bütün bu şeylerden bağımsız olduğunu varsaysak da, genç Atina demokrasisinin özgürlük savaşlarında Perslerin dev imparatorluğunun saldırılarına karşı kazandığı büyük başarı, kesinlikle bundan bağımsız değildi” derken.

 

O günlerden bugünlere…

Yakılan İskenderiye Kütüphanesi'ne, Nazilerin tutuşturduğu kitaplara...

Oradan Kedili Kütüphaneye,  Eşekli kütüphaneci Mustafa amcaya…

 

Eşeğe yüklettiği kitapları dağ tepe dolaştıran bu alışılmadık kütüphaneci yüzündenÜrgüp’te eşek heykeli bile dikilmiş… Kitabın farkında olmayan eşeklerden, kitabi eşeğe, bu ne önemli aşama, bilen bilir…

 

1943 yılında Mustafa Güzelgöz kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne tayin olur. Okurları gelmeyen bir kütüphanedir bu. Ne söylese boşunadır. Üstlerine arzeder, “al maaşını, otur oturduğun yerde, iş çıkarma” derler. Engelleri birer birer kaldırır, aman iş olmasın anlayışına, başına iş açarak karşı çıkar, bir eşek alır. İki sandık yaptırır, içine kitapları doldurur, sandıkları eşeğe yükler ve köy köy gezer. Eşek sırtı kütüphaneye bir yazı asar:

 

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” Köydeki çocuklar şaşırır.

Noel babanın geyikleri yerine eşek... Çilekeş eşek ilk kez yükünden yakınmaz.

 

Mustafa Bey seferidir, dağ tepe kütüphanedir, eşeğin adı da Yüksel… Her köyde alkış kıyamet karşılanmaktadırlar. Helal olsun Mustafa Amca'nın emeklerine, Yüksel eşeğin yediği ota…Bu arada kütüphane büyür, gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan eşek, iki katır, olur, taşıyıcı personel.

 

İnsanların ayağı eşek üstünde gezen kitap sandığına alıştığı gibi, durucu kütüphaneye de alışır bu arada, gidip gelmeye, kitap ödünç almaya başlarlar.

 

Kadınlar yoktur ama işbu kitabi alemde, adı da yoktur kadının, gölgesi de kitap alımı da... O da Zenith ve Singer dikiş makinaları üreticisine yazıp, makine ister, bağış olarak, adlarını da kütüphane girişine yazar… Zenith markası 9, nekes Singer 1 tanecik dikiş makinası gönderir, olsun, tek de olsa, tek çoğa çıkar… Salı’lar kadınlar günüdür. Kumaşını kapan dikiş için kütüphaneye koşar, sıraya girip makine sırasını bekleyen kadınların eline kitap tutuşturur, Mustafa Amca. Hem dikişi hem okuryazarlığı coşturur…Efsane olur. Yakışır…

 

Gümbürtüsü içinde saklı okuma eyleminin yanısıra, bando bile kurar…16 mm'lik sinema makinesiyle kültür sanat, tarım, hayvancılık, hayat bilgisi içeren belgeselleri, köy meydanlarında halka gösterir. Kooperatif çalışması başlatır. 1963’de, ABD barış gönüllüleri ödüle değer bulurlar. Bir cip armağan ederler.

 

Her ne kadar valilik “kendi görev tanımı dışında davrandığı için” soruşturma açar, kütüphaneci emekli edilir ise de, Kapadokya’nın dağına taşına mührünü, insanların kalbine kitap aşkını vurmuştur bir kez…Ürgüp’e o yüzden eşeğiyle birlikte heykeli dikilir.

 

Kısaca, bir kütüphaneci gelir, dünya değişir…

Beni her zaman eli kitaba değemeyenlerin kitaba saygısı çekmiştir. Bu belki yazıyı kutsal sayan İslamiyet’le gelen bir durum, yerde iki şey bırakılmazdı eski kültürde, yazılı kağıt, sayfa, ya kutsal ise  sanmasıyla, bir de ekmek, lokma. Ekmek öpüp başa koyduktan sonra yüksek bir yere bırakılırdı, yazılı kağıt da öyle, ama, o öpüp başa konmadan…

 

O yüzden çalıştığım her kurumda kütüphane açtım. Bağışlarla dilendik, istedik, kitabi mendil açmaktan erinmedik…

 

Kitap bağışlarını önemsedim, aldığım kadar değilse de, verdim, böylece borcumu ödedim sandım.

 

Bir de ilginç kimlikli kütüphaneleri çok sevdim.

Kedili kütüphaneyi misal, kedilere hastalık derecesinde düşkün bilge Hâfız-I Kütübü İsmail Saib SencerBeyazıt Kütüphanesi müdürüdür, 1872 Erzurum doğumludur ve söylendiğine göre de aklı, yönettiği kütüphanedeki bilgilerin toplamının üstündedir, öylesine zengin. Tıp fakültesinde de okumuş, bitirme belgesine gerek görmemiştir. Profesör olduktan sonra, 25’indeyken ikinci hafız-ül kütüp olduğu Beyazıt Kütüphanesi'nde kütüphane müdürü yapılmış. ArapçaFarsçaAlmancaFransızca bilen Sencer, Grekçeve Latince’yi de anlar. Üstadın kedilere düşkünlüğü, Beyazıt Kütüphanesi'nin kitaplar kadar demirbaşı sayılan kedileri yüzünden buranın adı ‘Kedili Kütüphane’ye çıkmış.

 

Büyük Erzincan depreminde el yazması ve basılı nice benzersiz kitabı sandıklara istif edip, Ankara’ya göndererek deprem enkazından ve yok olmaktan kurtaran, zamanın kütüphanecisini de anmadan olmaz…

 

İzmir’e Babıali meyhanesinin bir üst katındaki, bağışlarla kurulmuş ortak eser olan kütüphanenin adı da benim için meyhaneli kütüphane…

 

Bir de Ayvalık’ta, Muhtar Kent’in babası Necdet Kent'in(ve annesinin) adını taşıyan, onların basılı ve el yazması eserlerinin bağışıyla oluşmuş, Koç’un restore ettirdiği bir şapel bünyesinde, yanıbaşındaki yeldeğirmeniyle birlikte açılan kütüphane var ki, şapelin mihraptaki resimleri bile aslına uygun yenilenmiştir, minicik bir araştırma kütüphanesi olan ve ödünç verme sistemi (iyi ki…) bulunmayan bu kütüphane de benim gözümde Kanatlı Kütüphane’dir, tanıtıcı yazı ve röportajlarımda hep böyle derim, dolmuşçular da öyle diyor zaten Cunda’da…

 

Eh, kitap kanatlandırmıyor mu?

Yakışmıyor mu böyle demesi, ey hazirun?

Her gününüz kitap sevinciyle dolsun, kitapsızlar semtinize, hanenize ayak basmasın…


Facebook

18/07/2018 Gün Ortalama:75  Bugün 24 Ziyaret var  Sitede 2 kişi var  IP:54.198.77.35