Türkçeİngilizce

22.12.2016 Ekmek

Biz ekmeği kutsal biliriz

 

Yere düştüğün görsek alır, öper, alnımıza koyar, yüksekçe bir yere bırakırız, kuşların nasibi diyeayak altında kalmasın diye

 

Her kültürde böyle değil. Birkaç yabancı ülkede hem de tüm ekmekleri çöpte görünce nasıl içimin sızladığını bilirim

 

Ekmek kutsal, yazı kutsal, bizim çocukluğumuzda yazılı kağıt da yerde bırakılmazdı

 

Şimdi çocuklar yazıdan haberdar mı? Varsa ekran, yoksa tablet. Belki ondandır mektubun, el yazısının ortadan kalkmakta olduğu…

 

Ekmek, diyorduk…

 

Tarih aslında ekmek üstünden tekrar yazılmalı

 

İnsanın tarihi, savaşların ve aşkın tarihiHepsinde ana fikir ekmek

 

Ekmeğin yanında katık olması iyiamayoksa da fark etmez

 

Her şeysiz olunur, ekmeksiz olunmaz

 

Ekmek katıksız da yenir amayanında ekmek olmayan her şey eksik. 

 

Buna aşk dahil. 

 

Ondan olmalı iki gönül bir olunca samanlığın seyran olmadığı, sonu şiddete varan, sofralar yıkan, ocak söndüren hallerin ekmek parasızlığından olması…

 

Hititlerin çivi yazılı tabletlerinde ‘asker ekmeği’nden söz edilir, bir ekmek türüdür ve büyük olasılıkla kurutulmuş, yola/sefere dayanıklı bir ekmektir, misal, peksimet…

 

Kaşgarlı Mahmud ‘Divanu Lügati’t -Türk’te ekmeki alır eline, düşer yola. Pekçok ekmek türünden sözeder, çömlekte su buharında pişeninden, külde pişenine kadar. Kömbesi, çöreği, közmen’i, dürümü, nicesi…

 

Elbet bu ekmek destanından, çeşit zenginliğinden bihaberdi, geçen akşam ekrandaki çocuk. Halep’te, sokakta, hiçkimsesiz ve hiçbir şeysizdi, evsiz, ocaksız, ailesiz, pabuçsuz, umutsuz ve ekmeksiz… Bir yerden bir parça ekmek bulmuş, nasıl mutluydu. Elleri kapkara, ekmeği öyle hasretle avuçlamıştı, çocuğun avuç içi çizgileri ekmeğin içine, ekmeğin kabuğunun kertiği çocuğun avuç içine geçmiştir…

 

‘Ekmek varsa’ der, sevgili Haydar Ergülen, ‘yalnızlık yoktur…’ 

 

Şairin gönlüne düşen ekmek bile olsa, işte böyle tarihe geçer… 

 

Demek ki neymiş, ekmek varsa yalnızlık yokmuş, yalnızlığa (bile) iyi gelirmiş… 

 

O Halep’li küçük oğlan kuru ekmeği bulunca, bir can bulmuş gibiydi, demek ondanmış… 

 

Çünkü neden (!) ekmeği ruhumuzla severiz, bunu da Ergülen diyor. 

 

Kutsal Lezzetler Alfabesi'nin Ekmek maddesinde diyor bunları. Ona göre ekmek alfabeye de sığmaz. E’nin içi içine sığmaz, bu harf ekmeğin içidir, K harfi de ekmeğin kabuğu, M peki? O da mayası… 

 

(İzinsiz alıntıladık, hoşgörecektir.) 

 

Ananem ‘ekmeksiz aş, dumansız aşk’ derdi, bazen de ‘ekmeksiz aş, aşksız baş’.Onsuz olunmaz. Şimdilerde ekmek yemeyi yasaklayanları görse, nasıl ayıplardı kimbilir…’Allah eksikliğini göstermesin’ derdi, ‘öylesine kırıntıyı kirpiğiyle toplatırmış Allah, gün gelir…’ 

 

Ekmeğin mutlulukla, aşkla ilişkisi olduğu kadar, asıl barışla ilişkisi var, hem bu ilişki en sıkısı. 

 

(Benim, Oğlak yayını ‘İşi Pişirmeden Ne Pişirmeli?’ kitabımdan sevinç alıntıları yapmış, sevgili şair, epeydir ekranda savaşın aç bıraktığı çocukları göre izleye, kendi kitabımda ekmeğe yaptığım güzellemeleri, unutmuşum... Gastro derginin 2016 yaz/ üç aylık sayısında bu yazıyı okurken, kendi satırlarımı başkasınınmışçasına okuduğuma şaştım. Demek kimilerinin mutsuzluğu, açlığı, çaresizliği bizi  bizden etmiş, unutuvermişiz. 

 

Ekmeğe vefa, diyerek yazmış gitmişim, o kitabımda. Ekmeğe vefa, onu çeşitlendirmekle, ona saygıyla, hayatımızda ve mutluluğumuzda ona yer açmakla olduğu kadar çocukları ekmeksiz bırakmamak borcu da değil midir? 

 

Ekmeğe cephenin barut kokusunu sindirmemek değil midir? 

 

Kupkuru ekmek parçasını , katıksız da olsa, hasretle bağrına basan o çocuklar dünyanın ayıbı değil midir? 

 

Ekmek kokusu; vatan kokusu, sıla kokusu… En görkemli iş ekmek yoğurmak, en güzeli de ekmeği bölüşmek… Ekmek yoğurmak gam alır, efkar dağıtır, avutur, gönül şenliğidir. 

 

Son mülteci grubunun konakladığı çadır kentte bir Halep’li kadını gördüm geçen gün ekranda. Koca bir leğende ekmek hamuru yoğuruyordu, yumruklarıyla ve gayretle, aşkla, keyf’le yoğurduğu ekmek sanırım kalabalık bir grubaydı. Ve o grup şanslıydı, bombalardan kurtulmuş, ekmek bile yoğuruyordu, sanırsın barış gelmiş... 

 

Külebi ‘Açık’ şiirinde ne güzel söyler, ‘Biz buğday tarlalarında buğday/ Ağu yeşili bahçelerde ot/ Trenlerde düdük sesiydik? /Yıldızlara çobandık, değirmenlere su/ Bozkırlara bulut gölgesiydik…’ 

 

Ah o çocuklar, bir buğday başağı, bir sap ot, bir arı duru su damlası, bozkırda bir bulut gölgesi, trenlere düdük sesi olamayan çocuklar. 

 

Ah o harap Halep’in yurtsuz, yuvasız, ‘yakınlarının hepsinin cennette olduğunu ‘söyleyen, şarkısız, kanatsız, oyunsuz , ekmeksiz  ve yarınsız çocukları…Bir umut, birkaç kırıntı kovalayan kanadı kırık serçe kuşları. 

 

Ah, devran… Ah, o, bir zaman Yahudiden sabun yapan ama kadim zamanlardan bugüne mayalı hamurdan hep ekmek yapan fırınlar. 

 

Ekmek yalnızlığa iyi geldiği kadar umalım barışa da iyi gelsin, barışı da getirsin, insanlar ekmek bulamadığından uykusuz kalmasın… Çocuklar ekmekle elim sende oyunu oynamasın. Barış gelsin, çocuklar, analar ve içi sızlayanlar derin bir nefes alsın.


Facebook

18/07/2018 Gün Ortalama:75  Bugün 24 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.198.77.35